4 Mart 2011 Cuma

beş dakika daha...

mart 2011, ev

saat sabah sekizotuz...

ben: hadi kızım okul için giyineLim...
diLay: anne şu çizgifilm bitsin ondan sonra
ben: hadi kızım...
diLay: bu ayakkabıları çıkarmadan ama !
ben: ayakkabıyı çıkartmadan nasıl giydirebilirim seni dilay?
diLay: çıkartmak istemiyorum !
ben: hadi kızım...
diLay: sabahları bunlarla neden yürüyemiyorum zaten !
ben: dilaycım geç kalıyoruz...
diLay: okula gitmek istemiyorum, ayakkabıları çıkartmıycamm...
ben: ......

diLay: tamam beş dakika sonra
ben: tamam

ve mutlu son; diLay okuldaki kahvaltıya yetişir :)



2 Mart 2011 Çarşamba

nurseL efsanesi


Benim hayatımdan Nursel diye bir kız geçti...







Nursel ile 2000 yılında Darphane’ de bir sergi için buluşup yanyanayken -sonradan hep okuyalım diye- birbirimize yazdığımız mektuplardan
bende olanın bir böLümü:

“ mektup yazasım geldi kaç defa
Sonra
Kalemin ucuna takıldı kelimeler
Zaman geçti, çok zaman geçti
Geçtikçe bunca ?
Ben korkar oldum bu aralıktan
Tedirgin eden yokluğu
Yanyana gelemeyişimizin
Ama
Özlem
-hem üzen hem de güldüren anımsadıklarımla-
Toplamı
Kocaman bi sevgi
Işıltısı geçmiş günlerin
Kısa da olsa severim ben buluşmaları
Ve özlemiş gözleri...
Hep hatırlayalım diye
-bazen de unutmak için- biras
Bu kısa buluşma notları...”
....


Onbir yıl sonra kendisine yazılmış; karşılıksız yeni mektubumdur:         
           
Bu kısa buluşma notları ev ev gezer benimle
O temmuz günü daha dün gibi..
Hava güneşli, mekan mistik, sen ışıltılı...
Parasını, son kuruşuna kadar insanları ve kedileri mutlu etmek için harcayan ve
Bu sebeple eve dönüşte yürümek zorunda kalan sen...
Sürekli düşünen, fikir üreten kırmızı kahküllü saçlarının arkasındaki beyin...
Onu tanıyan herkesin en az bir kere peşinden gitmek istediği enerji...

Gürül gürül akan bir ırmak...


                               mart 2010, heybeliada



Bir yıl önce heybeliada da denize kavuştu ...

03 mart 2011


24 Şubat 2011 Perşembe

gönüL

                                şubat 2011, ev


GönüL söylüyor bedenimize ne yapması gerektiğini... Kulaklarımız, ayaklarımız, burnumuz, gözlerimiz... gönülün isteklerini karşılıyor koşulsuzca... İçimizden gelen ses en doğrusu ya hani; sanırım beyin işin içine girdiğinden, büyüdüğümüzden beri o iki hesaplaşmada yoruluyor bedenimiz. Gönülün tek doğrusu varken beyin onlarca alternatif sunuyor bize; olduğumuz yerde kalakalıyoruz.

GönüLü dinlemeli; önce yanlış gözükse de sonra doğru olacaktır; buna inanmalı. Beyindeki binlerce iğneyi iz bırakmadan çıkartmalı bir cerrah edasıyla; sadeleşmiş beyni de diğer duyularımızla beraber gönülün hizmetine sunmalı. Hem mutlu olmalı, hem mutlu etmeli...

Bu yolculuğa hemen çıkmaLı...


23 Şubat 2011 Çarşamba

göLge oyunu


                                                 şubat 2011, ev


düüşşüüyyyoooorrrrrr.....